Kurtuluş teolojisi İslamlaştırılabilir mi?

Bu topraklarda sol ne yazık ki sosyal zemin bulamadı bunda en büyük neden solun bu topraklarda batıdan ithal edilmesi ve bir türlü yerlileşememesi oldu. Oysa Osmanlı komünistleri olarak İştırakuyun bunu başarmış, amele kardeşlerine Osmanlı anlam dünyası içinden hitap edebilmişti. Bundan dolayı Cumhuriyete kadar bu ülkede pek çok işçi direnişi içinde bu örgütlenmeyi bulmak olanaklı olabilidi. İştırakuyun da bir yanıyla ithaldi hiç kuşkusuz, ancak soldan farklı olarak şablonlarla konuşmak, modernist ve pozitivist bir bilgi olarak Marksizm’i* birebir almak yerine Batı düşüncesinden faydalanarak, onların sınıf analizini dikkatli bir biçimde gözden geçirip uyarlayarak ama en önemlisi Osmanlı’nın asli kültürel zihniyeti olarak İslamdan da etkileşimle farklı olabilmeyi başardı. Sonuç olarak sol Kemalizm’le birlikte bu ülkede tepeden modernleştirmeci ve pozitivist olarak kalmaktan kurtulmadığında toplumun belli dönemler hariç derininde yer tutamadı. Kuşkusuz bunda Sünniliğin Emevi sonrası düzen içi bir güç olarak statükodan yana bir İslam anlayışı üretmesinin de etkisi olduğu söylenebilir. Sonuç olarak bu ülkedeki ana akım sol için din hep gericiliğin sembolü, feodalitenin bir kalıntısı olarak görüldü.

Son yıllarda bu anlayışı kırmaya dönük çizgi dışı bir sol kültür gelişmeye başladı. Bunda kuşkusuz neo Marksizm’in din konusunda Stalinci tavırdan farklı olarak daha esnek, daha az özcü bakışı ve onların Latin Amerika’daki Sol Katolikliğin ürettiği Kurtuluş Teolojisine sempati ile bakışı etken oldu. Ortadoğu’daki İslamcılığın antiemperyalist karakteri ve Hizbullah’ta gördüğümüz devrimci Şiiliğin bu topraklardakinden farklı oluşu, 12 Eylül sonrası esen ırkçılık rüzgârlarına karşı çıkma çabası sol içinde azınlık olan bir grup içinde kırılmaya ve İslam’ın bugüne dek tanımlandığı gibi gerici olmadığını, tersine sol düşüncenin ezilenlerden yana vicdanlı tutumunun ve eşitlikçi olarak yorumlanacak adaletçi anlayışının sol açısından çok da değerli olduğu düşüncesine varıldı. Bunda İslamcılık içinde AKP ile başlayan zenginleşme ve liberalleşen bir İslam anlayışına tepki gösteren aydınların, gençlik gruplarının da etkisi olduğu söylenebilir. Bütün bunların sonucu olarak sol içinde ana akım dışında bir grup içinde Latin Amerika’daki kurtuluş teolojisinin bir benzerinin İslam içinde de -birebir aynı isimle olmasa da sorunsal olarak elbette- mümkün mü sorusunu sormaktalar. Kendi adıma Kurtuluş Teolojisinin ortaya koyduğu sorunsalın

İslam için de olanaklı olduğunu belirterek söze başlayacağım. Yani yoksulluk olgusu ve onun esas nedeni olan eşitsizlik, sömürü meselesinin gerçek anlamda mümin bir Müslümanın da sorunu olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda soldaki arayışta önemsediklerim de var sığ bulduklarım da, he keza Müslümanlar arasında da İhsan Eliaçıkla şöhrete kavuşan İslami Sol meselesinin gündemine adlığı meseleyi önemsememek Müslüman olan biri için olanaklı değil. Eh o zaman Kurtuluş Teolojisinin bir benzeri Müslümanlar içinde neden olanaklı olmasın denebilir. Ancak bu uzun meseleye bir makale sınırı içinde kısaca cevap vermek gerekirse bunun temeller açısından olanaklı olmadığı kanısındayım. Hz. İsa’nın dağdaki vaaz da dillendirdiği mutlak yoksulluk hali ve bunun manici/gnostik içeriği Kuran da mevcut değil. Bu nedenle bu iki dindeki bakış farkı kurtuluş teolojisinin marksizan içeriğinin İslam’a taşınmasını olanaksız bırakıyor. Bunu demek İlhami Güler’de dile gelen Direniş Teolojisi olgusunu, İhsan Eliaçık tarafından vurgulanan eşitsizlik ve infak sorununun önemsiz olması anlamına gelmez.[1] Sanırım onlarla farklılaştığım temel mesele benim dinin hakikati olarak gördüğüm şeye sadık kalarak ama bu hakikati güncelleştiren bir içtihadında soldan, modern düşünceden istifade edilebileceğini düşünmem. Birilerine şirin gözükmek, özellikle sol çevrelerde idol olmak için dinin temel gerçeklerini yadsıyarak aşırı yorum olarak tanımladığım tevili tefsirin yerine geçirmek bu çabanın daha baştan ölü doğmasına neden olur. Eco’nun metnin niyeti, okurun niyeti ayrımından hareketle bir metin olarak Kuran’ı onun kendi niyetine göre yorumlamak bir tefsirdir. Ama metni öznel amaçlarla kullanmak maksadı ile metnin niyetinden uzaklaşıp okurun niyetine uygun yorumlama çabası ise aşırı yorum olarak tevildir. Ne yazık ki bu çevrelerde zaman zaman bu yönteme başvurulabilmekte.[2] Bu da meselenin ziyan olmasına neden olmakta. Çünkü zenginlerin koruyucu konumundaki birçok cemaat lideri, ünlü isimler hep bir ağızdan Eliaçığı ve onunla benzer sorunsalı paylaşanların bir bölümünü komünist olmakla suçlayıp defterini dürme şansı yakalıyor. Böylece Müslümanlar arasında çokça kirlenmiş bir isim üzerinden onların mesajının zayıf düşürülmüşlere ulaşmaktan alıkoymuş olmaktalar.

Her neyse işin bu kısmını bir kenara bırakarak Kurtuluş Teolojisi ve onun Hristiyanlık yorumunu, bu yorumun İsa ile olan uyum ve uyumsuzluklarını ele aldıktan sonra Peygamberin ve Kurân’ın yoksullar için neler söylediğini ele alarak Müslüman kurtuluş teolojisinin olanaksızlığını ortaya koymak istiyorum.3

İsa ve Marks: Sol İlahiyat Olarak Kurtuluş Teolojisi

Mircae Eliade gözden kaçan küçük bir kitabında Marksizm’in aslında bir seküler bir mesihçilik olduğunu yazar. Bu olgu aslında Tanrı Öldü denen bir çağda en tanrıtanımaz bir anlayış kabul edilen Marksizm’in bile kolektif bellek olarak dinin etki alanından uzak olmadığını ortaya koyar. Bizdeki sığ sol kavrayış Marks’ı Stalin üzerinden okuduğundan onun ünlü özlü deyişi olan olan “Din Halkın Afyonudur” sözünü alabildiğine sığ bir pozitivizm ekseninde okudu. Adeta sol kavrayışla, din konusunda derin kompleksleri ile birçoğu sorunlu hadislere dayanarak ve anti-teist bir tutum içinde özcü bir din okuması yapan Turan Dursun buluştu. Böylece Marksın somut tarih analizi eksenli metodolojisi olan tarihsel maddecilik koyu din karşıtlığının dayanağı oldu. Dindarlıkla sosyalistlik asla mümkün olmaz gibi görünen bizdeki sığ sol kavrayış karşısında yeni sol olarak batı Marksizm’i çok da derinlikli bir bakış içindeydi. Marksın Feurbach eksenli din okumasındaki pagancıl ve kilise eksenli okuması içinde dini yeryüzünün çarpıtılmış bir imgesi olduğu görüşü yerine, dinin çok daha önemli bir işleve sahip olduğunu öne süren Marks okumaları merkeze çıktı. Walter Benjamin’in tarihsel Maddecilik ile Marks’ın birleşmesi gerektiği fikri, Umut İlkesi kitabı ile Tek Tanrıcı dinlerin etik ve ütopyacı boyutun öne çıkaran Ernst Bloch sayesinde ve tabi bunların ayırdına varılmasını sağlayan Michel Löwy ile Türkiye’deki sosyalistlerin kulakları, duyargaları açık kesimi İslam’a farklı bir gözle baktılar. Ancak Türkiye’deki aydının bavul turizmi mantıklı taşımacılığı yine sorunu ıskaladı. Ve Latin Amerika’da özgül koşullarda ortaya çıkan Kurtuluş Teolojisi İslamla kaynaştırılmaya çalışıldı. Bir kez daha İslam batılı gözlüklerle okundu. Ya Hasan Hanefi’nin Aydınlanmacılığına övgüler düzülerek içkin tanrı anlayışını İslam’a taşıyan Hanefi’nin Müslümanlığının sorunları göz ardı edildi, ya da Marksizm’le rekabet edebilme adına epeyi marksistleştirilmiş üstelik te Marksın en sığ üçüncü dünyacı tarzda bir yorumlanışı olarak Ali Şeriati merkeze kondu. Üstelik de Şeriati’nin devrimci Şiii gelenekten beslenerek bu buluşmayı sağlamasının Hanefilik, tasavvuf kaynaşması eksenindeki Osmanlı Sünniliğinin cumhuriyetle muhafazakârlaşmış ve özü iyice boşalmış Sünni gelenekle bu buluşmalarının mümkün olup olmadığına bakılmadı. Ya da artık klişe haline Heterodoksi kavramı ile İslam’ın Alevileştirilmiş bir yorumu üzerinden İslami sol türetilmeye çalışıldı. Bütün bu okumalar da Latin Amerika’daki, kurtuluş teolojisi ile buluşturulmaya, ona yedirilmeye çabalandı. Oysa bırakalım Sünni Türkiye Müslümanlığını Ali Şeriati’nin bile Kurtuluş Teolojisi ile buluşamayacağı düşünülmedi bile. İslami Solcuların yaptığı Prokrütesçi* okumaların benzeri sol ilahiyat adı ile sol cenahta yapıldı.

Kurtuluş Teolojisi Latin Amerika’daki Katolik Hristiyanlığın özgün bir yorumlanışına dayanır. Daha doğru bir ifade ile İseviliğin özüne ilişkin bir tutumdur, bir anlamda Latin Amerika’da yapılan Kurân’da geçen tevil kavramı gibi asıl özü açığa çıkartan bir yorumlamadır.

Çoğu yorumcuya göre bir Esseni4 olan İsa’nın manici ilkeleri nedeni ile dünyaya sırt dönen tutumu mutlak yoksulluk öğretisinde hayat bulur. İsa’nın Ruhani dünyayı maddi dünyaya tercih etmeyi vaaz eden inanç sistemi komünizm ile uyuşur. Kaldı ki bir Esseni olduğu söylenen İsa için komünizm yani herşeyini paylaşmak hiç de yabancı bir konu değildi. Öte yandan Mani’nin Pisagor, Hermes, Zerdüştlük ve Budizm ile olan inançsal sentezi de sonraki gnostik Hristiyanlığın manici karakterde olmasını ve komünist olmasını sağlamıştır. İsa mal edinmeyi, geçim kaygısı güdülmesini yanlış bulmuştur. Onun mülksüz, yoksul hayat tasavvuru, yoksulları yüceltmesi zenginleri yermesi de Komünist öğreti ile uyumludur. Bu nedenle Kilise tarafından sapkın ilan edilen birçok mezhep İsa’nın yoksulluk öğretisine sadık kalmış, bir tüketim komünizmi içinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. İsa kişi iki efendiye hizmet edemez Tanrının Krallığını seçenin paranın krallığını reddetmesi gerektiğini söylemesi Kapitalizme karşı çıkan Hristiyan öğretilere de güç vermekte. Kurtuluş Teolojisi olarak Latin Amerika Hristiyanlığı bu nedenle İsa’nın gerçek mirasçıları olduklarını söylerken ardlarındaki yüzlerce yıllık tarihe de yaslanmaktalar. Kurtuluş Toolojisini temel dayanağı Matta’da bir bölüm olan Dağdaki Vaazdır. Bu uzun ve insanı tam anlamı ile dünyaya sırt çevirip dindarca sade bir hayat sürmeye teşvik eden konuşma’nın bir bölümü de komünist öğretilere kaynaklık eder mahiyettedir.

“Göklerdeki Hazineler

“Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar. Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacak.

“Bedenin ışığı gözdür. Gözünüz sağlamsa, tüm bedeniniz aydınlık olur. Gözünüz bozuksa, tüm bedeniniz karanlık olur. Buna göre, içinizdeki ‘ışık’ karanlıksa, ne korkunçtur o karanlık!

“Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrı ‘ya hem de paraya kulluk edemezsiniz.

‘ ‘Bu nedenle size şunu söylüyorum: ‘Ne yiyip ne içeceğiz?’ diye canınız için, ya da ‘Ne giyeceğiz?’ diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil mi? Gökte uçan kuşlara bakın! Ne eker. Ne biçer, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Göksel Babanız yine de onları doyurur. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz?”5

Görüldüğü gibi İsa insanın gelecek endişesi ile mal biriktirmesini, gereksinimlerin ötesinde çalışmayı olumsuzlamakta, mutlak yoksul bir hayat sürmeyi dindarlık nişanesi olarak saymakta. Her ne kadar İsa vererek sadeleşmeyi önerse de ve bunlarla Marks’ın komünist toplumu hiç uyuşmasa da mülkiyet eleştirisi ve servet birikimini olumsuzlama sol ilahiyat ile uzlaştırabilmekte.6

Kurtuluş Teolojisi Latin Amerikada Kilise’nin darbecilerden, faşistlerden, zenginlerden yana davranmasına tepki olarak doğdu. Kurtuluş Teolojisi ilk olarak 1955 yılında Brezilya’nın Rio de Jenerio kentinde gerçekleşen Latin Amerika Episkopal Konferansı’nda ortaya atıldı. 1968 yılında Kolombiya’da gerçekleşen Medellin Konferansı’nda CELAM tarafından detaylı bir incelemesi sunuldu. Konferansta ilk kez sadece var olan yapıların adaletsizliği mahkûm edilip halkın temel haklarının ihlali ve kurumsal şiddet eleştirilmekle kalınmayıp aksine belli koşullaraltında devrimci başkaldırının kabul ve halkın “her türlü kölelikten” kurtuluş özlemleriyle dayanışma ifade eden kararlar alındı.7

Sonraki aşamada Marksizm’le kaynaştırılan Kurtuluş Teolojisi temel olarak şu ilkeleri vaaz etti.

a) Haksız ve kötü bir sistem olarak, kurumsal günahın bir biçimi olarak, bağımlı kapitalizme karşı şiddetli bir manevi ve toplumsal mücadele.

b) Yoksulluğun nedenlerini, kapitalizmin çelişkilerini ve sınıf mücadelesinin biçimlerini anlamak için Marksist yöntemlere başvurma.

c) Yoksulların tarafını açıkça tutma ve onların kendi kurtuluşları için yürüttükleri mücadeleyle dayanışma.

d) Dinin aslı düşmanı olarak (ateizme değil) putperestliğe karşı yani yeni firavunlar, Sezarlar ve Herotlar tarafından tapılan refah, iktidar, ulusal güvenlik, devlet, askeri güçler, “batı Hristiyan uygarlığı” gibi putlara karşı mücadele.

e) Sonunda İsa, Tanrı’nın Krallığınca gerçekleşecek kurtuluşun insanın tarihsel kurtuluşuyla öne alınması.8

Burada kısmen değiştirilen bazı maddeler hariç komünist öğreti olarak Marksizm Hristiyanlığın radikal yorumuna zenginleştirici olarak katkı sunmakta, teolojik konular Marksist bir anlam derinliği ile yorumlanmaktadır. Kuşkusuz bu bağdaştırma girişimine dair yapılacak çok eleştiri vardır ama bu yazının konusu kurtuluş teolojisinin eleştirisi olmaktan çok onun İslamileştirilmesindeki zorluklar olduğundan bu konulara temas etmiyorum.

Dağdaki Vaaz’ın çağdaş yorumu olarak Latin Amerika Hristiyan sosyalizmi dayandığı tarihsel heterodoks gelenek, son 50 yılda Marksizm’le Hristiyanlık arasında kurulan bağlar ve Latin Amerika’nın özgül koşullarından kaynaklanarak çok sorunsuz olmayan bir bağdaşım kurabildi. Ya İslam, bu bağdaşımı oluşturmak mümkün mü?

İslam ve Kurtuluş Teolojisi

İslamla kurtuluş teolojisini kaynaştırmak için gösterilen çabaların başarısızlığa mahkûm olma nedeni İslam’ın merhamet eksenli ayet ve hadisleri hariç Hristiyanlıktan çok Yahudiliğe benzemesidir. Peygamberimiz ile Yahudilerin İşaya Peygamberi yoksulluk ve adalet konusunda nerede ise benzerler. İkisi de mülkiyetsizliği değil zenginliğin yoksulların sırtına basarak elde edilmesine itiraz ederler. Yahudilik ve İslam İsevilik ile kıyaslandığında oldukça dünyevi, oldukça maddeci kalabilir. Nitekim Kuran infak etmekte iki temel ölçüyü ortaya koyar. 1. İnfakta ölçü kişinin kendi sosyal konumu ile eş orantılı temel hayat standardını koruyacak gelirden fazlasının dağıtılmasını emreder. 2.İnfak edilirken de ölçünün kaçıp kişinin yoksul düşmesine neden olacak düşüncesizce bir hayırseverliği aşırılık olarak görerek olumsuzlar.

İslam dünya nimetlerinin haddi aşmamak kaydı ile meşru olduğunu belirtir. Peygamber Vücudunun, nefsinin, hanımının, çocuğunun, arkadaşının ve Rabbi’nin senin üzerinde hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını ver” diyerek maddi, hayattan el etek çekip zahidâne bir hayat yaşamayı olumlamaz.

Peygamber de bir yandan yoksulluğun kişiyi küfre yakın hale sokacak biçimde muhtaç konumda tuttuğunu söyler, diğer yandan da yoksulluğu ve onun erdemlerini olumlar. “Allah’ım beni Fakirlerle Haşret”der. Rivayete göre Miraç sırasında cennetin kapısından bakan Hz. Muhammed oraya girenlerin büyük çoğunluğunun fakirler olduğunu görmüştür. Yine bir başka hadise göre de fakirler cennete zenginlerden beş yüz sene önce gireceklerdir. Fakat bunları söylerken kişinin dinen meşru ölçülerde üst gelir grubuna ait olmasına da hiç karşı çıkmaz. “Ancak iki kişiye haset (gıbta) edilir: Bir adam ki, Allah kendisine mal vermiştir ve ona o malı hak uğrunda harcamayı nasip etmiştir. Yine bir adam ki, Allah ona faydalı ilim (hikmet) vermiştir. O da onunla hükmediyor ve onu öğretiyor”

Yine ticaretle ilgili bir hadiste dürüst tüccar cennetle müjdelenir.

“Güvenilir, dürüst tüccar, peygamberler, Sıddıklar ve şehitlerle beraber olacaktır.”

Tüm bunlardan açıkça görüleceği gibi İslam ne Hz. İsa’da olduğu gibi mülksüzlüğü över, ne dünyalığı için çalışıp çabalamayı, rızkının peşinde koşmayı olumsuzlar, ne de zenginliği bencilliğe dönüşüp de tahakküm haline gelen servet hariç kınar, olumsuzlar. İslam dünya ile ahret arasında ölçülü bir hayat önerir mümine. Ki Allah’ın mizan ölçüsü de Adalet terazisinde olduğu gibi dengeyi öne çıkarır. Anca bundan İslam’ın kapitalizmi, servet birikimini olumladığı da anlaşılmamalıdır. Tersine İslam kişiye burada da ölçüyü koyar. İslam’ın ölçüsünde süper zenginlik olanak dahlinde değildir. İnfak kapitalizmi baskılayan bir ölçüdür. Kuranı ve gerçek sünneti veri alan bir toplum aşırı zenginlik ve aşırı yoksulluk, servetin bir tahakküme dönüşmesini ortadan kaldırır. İslam’ın ölçüleri ile oluşan bir toplum dengesizliklerin olmadığı, sosyal refahın ya da gelir dağılımının adil olduğu bir toplumdur. Ama bu toplum ne modern sosyalizmdir, ne ortaçağ komünizmidir. Sanırım Kurtuluş Teolojisini transfer etmeye çabalayanlar, yani kitabı aşırı yorum anlayışı ile okuyan İslamcı solcular ve sosyalistler metni

çarpıtmadığı, anlam altüstlüğü yapmadıkları sürece istediklerine ulaşamazlar. İslam ne modern eşitlikçiliği, ne İsevi zühdü, Azizane bir hayatı herkes için ana yol olarak ortaya koyar. Zühd ve takva yolu ince yol olarak ancak bunu tercih edenler içindir. Ancak İslam liberal İslamcıların yaptığı gibi kapitalizmi ve bugünkü türden bencil bir zenginliği de içermez. Çok klişe gibi görünecek ama İslam İslamdır, onu modern düşünceler ve ideolojiler ile kıyaslamak, ona bunlardan eklemeler yaparak bir tür modernist bidati hasene yapmak isteyenler bu özgüllük duvarına çarpmak durumunda kalırlar.

Dilaver Demirağ

 


* Marks’la Marksizm arasında ayrım yapanlar modernizm eşittir kapitalizm denklemi ile hareketle Marksın modernizmin eleştirisini yaptığı, hatta diyalektiği ve diyalektik akılcılığı bir metot olarak benimsediği içinde pozitivist olmadığını söylüyorlar. Bu saptamalara kanıt oluşturan Marks metinleri olduğu determinizm ve bilimsellik vurgusu nedeni ile Marks ’da pozitivist bir yan bulmak da olanaklı. Ancak ne olursa olsun Marksizm denilen şeyin neo Marksizm olarak dönüşümüne dek, yaygınlaşmasını sağlayan esas formu olan Leninizm nedeni ile net olarak pozitivist ve modernist olduğu söylenebilir. Bu topraklardaki Marksizm bilgisi de neredeyse istisnasız olarak (Aybar çizgisini, Mustafa Suphileri ve Mustafa Suphilerin üçüncü dünya ulusçusu olan Galiefçi formu dışarda bırakılırsa) Leninist hatta daha beteri Stalinist olduğundan Sol Kemalizm denen ucubeye de olanak sağladı.

1 İhsan Eliaçıkla ilgili çokça eleştiriel değerlendirme yaptım, onun kuranı tevil metodu ile sol bir eksene döndürme çabasına karşı çıktım, mülksüzlük vurgusunu, eşitlik kavramına verdiği sol içerikteki yoruma eleştiri getirdim, ancak İhsan Eliaçığın gündeme sokarak ciddiye alınması gereken gelir uçurumu meselesi, sömürü olgusu, gelenekçi Müslümanların dini sosyal yönden soyutlayıp onun uhrevi bir din haline sokma çabalarına direnişini de en çok selamlayan benim. Eşitsizlik, sömürü ve kapitalizm olgusu benimde çokça vurguladığım konular. Ali Şeriati’nin deyimi ile Emevi Sünneti yerine Peygamberi Sünneti ya da benim çokça önemsediğim yaşayan sünnet olgusunu en çok vurgulayan kişi İhsan Eliaçık. Onun din yorumlarında katılmadığım çok nokta var ama ona saldıran zengin yamağı hoca efendiler ve artık atavistik bir kült haline soktukları dini olduğu gibi sürdürme çabasındaki sözde Sünnilerden en önemli farkım onun ortaya koyduğu meseleyi yani Adalet meselesini önemsiyor oluşum, bugünkü biçimi ile artık tahakküme dönüşen Allah’ın kitabında lanetlediği servet biçimine düşmanlık etmek dinini ciddiye alan her Müslümanın meselesi bence. 

2 Buna iyi bir örnek Bahçe Kıssasıdır, Eliaçık bu kıssayı adeta tamamı ile marksizan mülkiyet kavrayışı ekseninde okuyarak, yorumlayarak tevil etmekte. Metnin niyetine uygun olarak özü açığa çıkarma anlamında tevilden çok aşırı yorum dediğimiz bir tevil biçimi bu. Oysa Seyyid Kutub’da dâhil hiçbir müfessir bu kıssadan Rousseau’cu uygarlık yorumunu, Şeriati’nin Habil Kabil Kıssasının uygarlık eleştirisi eksenine yerleştirme çabasını mesele edinmeyerek metnin niyetine yani kıssaların amacı olan ahlaki mesajı eksene alarak yorumlamaktalar. Böylece kıssadaki cimrilik eleştirisi öne çıkmakta. Bu kısadan mülkiyet sorununun çıkartmak ve buradan Habil Kabil kıssasına varmak aşırı yorum ve geçmişte Batınilik denen akım bu yol çokça başvurdu..

3 Hep belirttiğim gibi zenginlik yoksulluk meselesini sosyalist eksenden okuyan bakışlar ile kuranın bakışı çok farklı. Bu meseleyi yani adaleti yoksulluk, zenginlik sorunsalını ve bu eksende İslami sol, kurtuluş teolojisi olgusunu daha geniş bir çalışmada ele alacağımdan bu makale/makaleler doyumluk olmaktan çok tadımlık.

* Prokrutes, Yunan Mitolojisinde söz geçen haydut. Ünlü Teb şehrinin kapısında duran bu haydut kapıdan geçen yolculara bilmeceler sorar. Bilmeceyi doğru cevaplayamayanları adıyla anılan bir yatağa yatırır. Bu yatağa yatırılanların çoğunun boyu yatağa denk düşmez. Prokrütes yatağa yatırdıklarını boyu yatağa uzun geldiğinde yataktan taşan kısımları keserek, kısa gelenleri de uzatacak mekanizmalar ile uzatarak ama her halükarda işkence ederek öldürür. O gündür bu gündür bir teorik meselede o teoriye uydurmak için fikre eziyet edenler içinde bu deyim kullanılır. İslam karşısında İslami Sol denen grup da, Sol İlahiyat adı ile kurtuluş Teolojisini İslam’a eklemlemeye çalışanlar da İslam’a prokrütesvari bir biçimde eziyet ediyorlar.

 4 Esseniler, MÖ 500 yıllarından itibaren Filistin'le Mısır arasındaki Yehuda Krallığı bölgesinde yaşadıkları söylenen Yahudi mezhebidir. Bu mezhep üyeleri mutlak bir sadelik içinde yaşar, şahsi mülkiyet edinmez, varlarını yoklarını kardeş belledikleri cemaat üyeleri ile paylaşırlardı. Dindar bir mezhep olarak dünyevi olan her şeye yüz çevirmiş, muttaki bir hayat sürdürürlerdi hatta etyemezler, bir kol hariç evlenmezlerdi. Esseniler ışık ve karanlık ikilisine dayanan bir mezhepti Bu bakımdan Yahudi inançlarından çok gnostik bir din anlayışına sahiplerdi. Bugün birçok araştırmacı onun kardeşi Yakup ve Vaftizci Yahya ekseninde Esseni olduğunu ve Hristiyanlığında aslında gnostik Yahudilik olduğunu söylerler. Gnostik inançla özde maniye dayanırlar, mani bir zerdüştlük reformcusu olarak doğu inançlarını harmanlanmasını yapmıştır. Bu bakımdan İsa ile Mani arasındaki yakınlık nedeni ile ve maninin Hristiyanlığı da benimsemesi nedeni ile kurtuluş teolojisi aslında gnostik Hristiyanlığın ve maninin mirasçısıdır.

5 Matta, 5-7 ayetler (dağdaki vaazın tümü) 

6 Aslında marksın komünist toplum ütopyası ile İsa’nın göklerin melekûtunu yeryüzüne yeğleme eksenli sadelik, zühd temelli fakr yaşantısı İlerlemeci komünizmle uyuşmaz. Marks’la Hristiyanlığı uzlaştırma çabası bile aşırı yorum sayılabilir. Çünkü kaygılar çok farklıdır.

7 Aslında hareket ilk ortaya çıktığında Marksist olmaktan çok İsevi’ydi. Zaman içinde Latin Amerika’da solun artan cazibesi bazı papazların Marksizm’le Hristiyanlığı uzlaştırmaya çabalayan yorumların yol açtı. O zamandan beri Kurtuluş Teolojisi İsevi köklerinden çok Marksizan Hristiyanlık yorumu ile anılır oldu. Bize kurtuluş teolojisini tanıtan Löwy nerdeyse Marksla İsa’yı birbirinin ikizi gibi gören bir Kurtuluş Teolojisi sunumu yapar. Oysa Marksizm’le Hristiyanlığı uzlaştırma çabası o kadar da sancısız yaşanmadı. Hatta Anarşist bir Hırıstıyan olan Jack Ellul bir din olarak Hıristiyanlık ile maddeci bir öğreti olan Marksizm’in uzlaşmasının çok zor olduğuna dikkat çeker. Daha da ileri giderek markizimle Hristiyanlığı uzlaştıran teologların teolog olmaktan uzak olduklarını söyler. Kitap tepeden tırnağa kurtuluş Marksizm’i denen Kurtuluş Teolojisine çok sağlam bir eleştiridir. Jack Ellul, İsa ve Marks, Karşı Yayınları,2010,s:21

 8 Michel Löwy, Marksizm ve Din, Kurtuluş Teolojisi Meydan Okuyor, Çev: İrfan Cüre, Belge Yayınları,1996, s:43

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın